diyabet kabusunuz olmasın

26/7/2009

Diyabet Nedir?

Diyabet Nedir

 

Bu bölümde diyabet ile ilgili temel bilgiler verilmektedir.

 

Diyabetin tanımı

Şeker hastalığı, tıptaki adı ile Diabetes Mellitus kan şekerinin yükselmesi, idrarda şeker çıkmasıdır. Yükselen kan şekeri yıllar içinde çeşitli belirtilerle kendini gösterir. Yapılan araştırmalar toplumda şeker hastalığının görülme sıklığının % 4-5 civarında olduğunu göstermektedir. Araştırmalara göre, Türkiye'de yaklaşık olarak 1-1,5 milyon kişide diyabet olduğu düşünülmektedir.

 

Diyabet tipleri

Şeker hastalığının 2 tipi vardır:

Tip I şeker genellikle 30 yaşından önce başlar. Hastalar, normal kiloda veya zayıftır, bu tip diyabette mutlaka insülin kullanılmalıdır. Buna insüline bağımlı diyabet de denir. Çünkü Tip I diyabetlilerde vücutta hiç insülin yapılmamaktadır.

 

 

Tip II şeker hastalığına insüline bağımlı olmayan diyabet de denir. Şekerlilerin büyük çoğunluğu bu tiptedir. 40 yaşından sonra başlar. Hastaların çoğunluğu şişmandır. Irsiyetin hastalığın oluşumunda önemli etkisi vardır, yani hastaların yakınlarında diyabete rastlanma sıklığı yüksektir.

 

 

İyi planlanmış bir diyet yardımı ile kilo vererek ve egzersizle, kan şekeri yıllarca ilaca gereksinim duyulmadan normalde tutulabilir.

Kan şekeri ölçüm sonuçları birçok faktörle değişebilir; kanın alındığı yer, kullanılan materyalin kan veya plazma oluşu, kullanılan ölçüm yöntemi, şeker sonuçlarını etkileyebilir. Kan şekeri tayini, toplar damar kanında, örneğin önkol damarından alınan kanda yapılabildiği gibi kılcal damardan yani parmak ucundan alınan kanda da yapılabilir. Bugün, en sık kullanılan yöntem toplar damardan alınan kanın plazmasında yapılan ölçümdür. Plazma şekeri tam kan şekerinden yaklaşık % 10 yüksektir, diğer deyişle aynı yerden alınan kanla yapılan ölçümler bile eğer farklı materyal kullanılıyorsa farklı sonuç verebilir .

 

Diyabetin nedenleri

Tip I diyabetin bilinen nedeni otoimmunitedir. Diğer anlatımla vücudumuzu hastalıklara karşı koruyan savunma sistemi birtakım nedenlerle vücudun normal hücrelerini tanımayıp saldırmakta ve tahrip etmektedir. Savunma sistemindeki bu şaşırma belli genetik özellikleri olanlarda örneğin özel bir doku grubu taşıyanlarda ve akrabalarında Tip I diyabeti olanlarda, daha sıklıkla ortaya çıkmaktadır. Bahsedilen bu doku grubu HLA (Dr3 ve DQ ) adları ile bilinir ve ülkemizde de HLA doku grubu tayınleri yapılabilmekte ve kesin olmamakla beraber diyabete genetik meyil olup olmadığı araştırılabilmektedir. Genetik zemin üzerine eklenen ateşli bir enfeksiyon sonrası pankreastaki beta hücrelerinin zarar görmesi ve insülin yapılamaması sonucu diyabet ortaya çıkmaktadır. Tip I şeker hastalığında irsiyetin rolü çok belirgin değildir. Genel bir anlatımla Tip I şeker hastalığı oluşumunda irsiyetin rolü %20 dış faktörlerin etkisi % 80 gibi düşünülebilir. Şeker hastalığı ortaya çıkmadan önce pankreasta otoimmün olayların başladığıda anlaşılabilmektedir. İnsülin yapan hücrelere ve insüline karşı antikor denen maddelerin varlığı (bunlara adacık hücre antikoru ve insülin oto antikoru denmektedir) ilerideki yıllarda şeker hastalığının ortaya çıkacağını gösterebilen göstergelerdir. Tip I şeker hastalarının yakın akrabalarında yukarıda bahsedilen testlerin yapılması önerilmektedir. Bu konuda doktorunuz daha ayrıntılı bilgi verecektir.

Tip II diyabette, yani 40 yaşından sonra başlayan diyabetin ortaya çıkışında ise şişmanlık ve irsiyet en başta gelen etkenlerdir. Hastaların çoğunluğunda ailede şekerli hasta vardır. Genetik yatkınlığa ek olarak hastalığın ortaya çıkmasında şişmanlığın yanında, dengesiz beslenme, hareketsiz bir yaşam şekli, sık gebelikler, gebelikte diyabet saptanması, yüksek tansiyon, kolesterol ve trigliserid denen kan yağlarının yüksekliği, ameliyatlar, safra kesesinde taş gibi nedenler önemlidir. Özellikle kortizonlu romatizma ilaçları, doğum kontrol hapları ve idrar söktürücü türü tansiyon ilaçları da bu yönden önem taşır. Genetik meyil yanında bahsedilen bu dış faktörlerin ciddiliğine veya hafifliğine göre şeker hastalığı erken veya daha geç yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Ailesinde Tip II şeker hastası olanlar şekere yakalanma yönünden daha fazla risk taşıdıklarından yılda 2 kez açlık ve tokluk şekeri kontrolü ile kendilerini izlemelidirler.

ZAYIFLAMAK İSTEYENLER
 
ŞEKER/DİYABET HASTALARI İÇİN
 

26/7/2009

Diyabet Belirtileri

Diyabet Belirtileri

 

 

Tip I diyabet

Diyabet belirtilerinin bilinmesi hastalığın erken devrelerinde tanı ve tedavi olanağı sağlar. Tip I diyabetin yani, çocuklarda ve gençlerde başlayan şekerin başlangıç şikayetleri çok barizdir. Günler içinde veya 1-2 hafta içinde :

  • aşırı susama ve su içme
  • bol bol idrar yapma
  • aşırı iştah ve çok yeme
  • buna rağmen zayıflama
  • halsizlik

görülebilir.Daha ileri günlerde şekerin aşırı yükselmesi ve kanda aseton artışına bağlı olarak:

  • iştah artışı yerine iştahsızlık
  • bulantı
  • karın ağrısı
  • halsizliğin artışı
  • şuur bulanıklığı
  • koma hali

görülebilir.

Tanı

Şikayetler çok belirgindir. Aile, çocuğunun kısa zamanda kilo kaybederken adeta eridiğini bildirir. Kan şekeri tahlili ile teşhis konur. Tip I diyabetlilerin yarısına yakını yüksek şeker koması ile tanınmaktadır. Bu nedenle benzer şikayetleri olan çocuklarda diyabetin başlangıç belirtileri erkenden farkedilmeli ve tanı konulmalıdır. Şikayetlerin ortaya çıktığı dönem aşırı stresli veya bazan kış mevsimine rastgelebilir. Bazan şikayetler ortaya çıkmadan önce ateşli bir hastalık geçirilmiş olabilir.

 

Tip II diyabet

40 yaşından sonra başlayan Tip II diyabette ise belirtiler her zaman belirgin değildir. Hastalarda susama, çok su içme, ağız kuruması, bol bol idrar yapma, geceleri idrar yapma isteği, aşırı iştah, her vakada görülmeyebilir. Bazı hastalar zaten aşırı iştahlı oldukları için yıllardır çok yemek yediklerini söylerler.

  • halsizlik
  • isteksizlik
  • inatçı kaşıntı
  • yaralar, özellikle cilt yaraları (boyunda, sırtta sivilceler)
  • ağızda kötü bir tad hissi

görülebilir; hanımlarda vaginal kaşıntı çok belirgindir.

Tanı

Hastaların 1/3 ü teşhis edildikleri anda anlamlı bir şikayetleri olmadığını bildirmektedirler. Tip II diyabet ileri yaşlarda daha sıkça görüldüğünden bazı hastalar şikayetlerini önemsememekte çoğu zaman yaşlanma belirtisi olarak görmektedirler.

Bazı hastalar şekerin komplikasyonları ile de belirti verebilir. Örneğin, ayaklarda yanma, uyuşma, keçelenme, iğnelenme hissi, bulanık görme, erkeklerde cinsel gücün azalması veya tamamen kaybolması şeker hastalığının belirtisi olabilir. Şeker hastalığı yönünden riskli olan kişilerde çeşitli hastalığı başlatabilir. Bunlar arasında aşırı duygusal yüklenme diğer anlatımla büyük üzüntü veya sevinç, ameliyat, enfarktüs gibi damarsal olaylar, enfeksiyonlar sayılabilir.

 

Gizli şeker

Tip II diyabette hastalığın gelişimi yavaş yavaş olduğundan, belirtiler başladığında hastalık genellikle en az 5 yıllıktır. Bu nedenle şekere yakalanma riski olanlar düzenli olarak kendilerini izlerlerse erken dönemde teşhis konabilir. Bazı hastalar ise hiç bir belirti göstermemekte tesadüfen yapılan kan şeker tahlili ile tanınmaktadır. Buna şikayetsiz şeker denir. Halk arasında gizli şeker adı ile bilinen durum bundan farklıdır. Gizli şeker tıpta şekere karşı tahammül azalması (bozulmuş glikoz toleransı) adı ile bilinir. Şeker hastalığı değildir. Kan şekeri açlıkta 140'ı geçmemiştir. Bu hastalar iyi tedavi edilmediğinde kan şekeri yükselir ve gerçek şeker hastalığı başlayabilir.

ZAYIFLAMAK İSTEYENLER
 
ŞEKER/DİYABET HASTALARI İÇİN
 

26/7/2009

Diyabetin Komplikasyonları

Diyabetin Komplikasyonları

 

Mikrovasküler ve Makrovasküler bozukluklar

Diyabet, iyi takip ve tedavi edilmediğinde yıllar içinde çeşitli organların ve sistemlerin çalışmasını etkileyebilmektedir. Bunlar arasında kılcal damar sistemi (buna mikrovasküler bozukluklar da denir) ve büyük damar sistemi(yani makrovasküler bozukluklar) önemlidir.

Mikrovasküler bozukluğun en sık ve belirgin olarak görüldüğü yerler;

  • Gözün damar tabakası retina'nın bozuklukları - Retinopati
  • Böbreklerdeki kılcal damar bozukluğuna bağlı bozukluklar - Diyabetik Nefropati
  • Çevresel sinirlerde görülen bozukluklar - Nöropati

Makrovasküler Bozukluklar; (Hızlanmış damar sertliği olarak tanımlanır)

  • Kalbi besleyen damarlarda, koroner damarlardaki olaylar
  • Beyin damarlarında tıkanma ve kanamaya bağlı olaylar
  • Bacak ve ayak damarlarındaki daraltıcı ve tıkayıcı olaylar.

 

Diyabetlinin periyodik kontrolleri

Diyabete bağlı kronik olaylar, yıllar içinde çok yavaş olarak ilerlemekte, erken dönemlerde hiçbir belirtiye neden olmadığı için hastalarca önemsenmemektedir. Belirtiler ortaya çıktığında ise çoğu zaman tedavi yönünden yapılabilecek girişimler sınırlı olmaktadır. Bu nedenle tüm diyabetliler teşhisten itibaren yakınmaları olmasa da bu yönden muayene ve tetkikleri yapılmalı, bu tetkikler yılda 1 kez tekrarlanmalıdır.

 

Kronik komplikasyonlar

Kronik komplikasyonların ortaya çıkışı ile kan şekeri kontrolünün yakın ilişkisi vardır. 10 yıl süren ve 1000’den fazla insülin kullanan diyabetlinin izlendiği bir çalışmada, kan şekeri daha iyi kontrol edilen diyabetlilerde, diyabete bağlı göz, böbrek ve sinir bozuklukları çok geç ortaya çıkmış, daha yavaş ilerlemiş ve daha hafif seyretmiştir. Bu çalışmanın sonuçları tedavide bir çığır açmış, tedavinin hedeflerini saptama, hastayı izleme konusunda yeni hedefler oluşturmuştur.Kan şekeri kontrolü yanında, yüksek tansiyon, kan yağları, lipid kolesterol, trigliserid değerleri ve diyet şekli de önem taşır.

 

Göz bozuklukları

Diyabete bağlı göz bozuklukları, öncelikle çocuklarda ve gençlerde insülin kullanan diyabetlilerde ortaya çıkar. İlk 5 yılda genellikle bir bozukluk olmamaktadır. Önce, damarların duvarı zayıflar kesecik tarzında oluşumlar ortaya çıkar. Bunlara mikroanevrizma denir.. Daha sonra bu zayıf bölgelerden serum ve kan sızar, bozulan damarın beslendiği bölgede kansızlık sonucu yeni bulgular ve yeni damarlar ortaya çıkar. İleri dönemlere kadar görme pek bozulmaz. Görme bozukluğu ortaya çıktığında ise tedavi yüz güldürücü olmamaktadır.

Muayenede oftalmoskop adlı cihaz kullanılır. Gözdibi muayenesi göz doktoru tarafından damla ile göz bebeği genişletildikten sonra yapılır. Bu muayene ağrılı değildir. Diyabetliler hiçbir yakınması olmasa da yılda 1 kez gözbebeği genişletilerek muayene edilmelidir. Göz bebeği genişletilmeden gözdibi muayenesi yeterli bilgi vermez.İlk yapılan gözdibi muayenesinde hastalık saptanırsa gözdibi damarlarının ilaçlı filmi çekilir. Buna Fundus Fluoresan Anjiografisi denir. Bu tetkik de ağrılı değildir. Kolayca yapılabilmektedir.Anjiografide gözdibi damarlarında kanama, serum sızması, yeni damar oluşumu gibi bulgular saptanırsa Lazer tedavisi yapılır. Lazer tedavisi ile gözdibi bozuklukları tamamen iyileştirilmez, yeni bozuklukların ortaya çıkması veya ilerlemesi önlenir. Lazer tedavisinin yapılma vakti geçtiğinde iyi etkisi sınırlı olmaktadır. Daha ileri evrelerde, gözün camsı cisminde kanama olursa, vitrektomi ameliyatı ve doğrudan göz içine lazer yapılır.

 

Nöropati

Diyabete bağlı sinir dokusu bozulması kontrol edilmeyen diyabet yıllar içinde sinir sistemini etkileyebilir. Buna diyabete bağlı Nöropati denir.

Nöropati, ellerde, ayaklarda, mide barsak sisteminde, idrar, dışkılama ve cinsel fonksiyonlarda, tansiyon ve kalp çalışmasında terlemede değişiklik oluşturabilir. Bunlardan en önemlisi ayak sinirlerinde olanıdır. Ayağın dokunma, ağrı, hareket, ısı düzenleme işlevleri bozulabilir. Ağrıyı hissetmede azalma, üşüme veya yanma, uyuşma, karıncalanma, iğnelenme ve ayak ağrısı ortaya çıkabilir. Ağrı ve dokunma hissinin azalması ayak yaralanmalarındaki ağrıyı azalttığı için yaralarda infeksiyon ortaya çıkmakta ve tedavisi güçleşmektedir.

Nöropati, saptananlar ayak bakımını çok daha dikkatli yapmalıdırlar. Ağrı, yanma ve uyuşma yakınmaları bazan insülin tedavisi ve çok iyi kan şekeri kontrolü ile kaybolabilmektedir. Bazı ilaçlar nöropati tedavisinde araştırılmakta ve umut verici sonuçlar elde edilmektedir. Doktorunuz bu konuda size yardımcı olacaktır.

 

Damar sertliği

40 yaşından sonra ortaya çıkan diyabette büyük damar bozuklukları daha sıkça görülmektedir. Büyük damar hastalığının buradaki adı Ateroskleroz'dur. Yani damar sertliğidir.

Damar sertliğinin risk faktörleri, yani oluşumunu arttıran faktörler;

  • Yüksek Tansiyon
  • Kanda kolesterol ve trigliserit artışı
  • Şişmanlık
  • Diyabet
  • Hareketsiz yaşam
  • Stresli psikolojik yapı
  • Ailede damar sertliğinin fazla oluşu
  • Sigara diyabetlilerde diğer risk faktörleri de sıklıkla göründüğünden damar sertliği daha kısa süre içinde ortaya çıkmakta daha ağır seyretmektedır.

Bu hastalık, kalbin damarlarını etkileyerek yürürken, merdiven çıkarken, nefes darlığı, gögüs ağrısına neden olmakta bazan damarların tıkanması enfarktüs olarak kendini gösterebilmektedir. Bazen enfarktüs diyabetlide ağrı olmadan veya terleme, fenalık, bulantı gibi hafif belirtilerle de kendini gösterebilmektedir.

Beyin damarlarında daralma ve tıkanmalara bağlı olarak ani baş dönmeleri vücudun bir yarısında felç ve yarı felçler , ayak damarlarındaki daralmaya bağlı olarak yürürken baldır ve uylukta ağrı, ayaklarda kılların dökülmesi, tırnakların geç uzaması, yaraların geç iyileşmesi şeklinde belirtiler olabilir. Bu organların etkilenmesi sadece kan şekerine bağlı değildir. Bu nedenle diyabetlilerde kalp hastalıklarının yukarda sayılan diğer risk faktörlerinin varlığı da önemlidir. Çünkü bu faktörler iyi yönde değiştirilebilmekte tedaviyle düzeltilebilmektedir. Düzeltilebilen bu nedenlerin araştırılması ve erkenden tanı konması çok önemlidir.

 

Böbrek bozuklukları

Böbreklerimiz, idrarı oluşturan zararlı maddelerin vücuttan atıldığı organdır. Yıllar içinde böbreklerin küçük damarlarındaki etkilenmeye bağlı olarak ilk önce normal idrar tahlili ile tanınmayan küçük miktarda protein çıkışı ile başlar buna mikroalbuminüri denir. Özel laboratuvar araştırmaları ile tanınır. Bu erken devrede hastada böbrek bozukluğuna ait hiçbir belirti yoktur. Bu devredeki bozukluk tanınır ve etkin olarak tedavi edilerse böbreklerdeki harabiyet durdurulabilir ve iyileştirilebilir.Bu dönemde, diyette proteinin ve tuzun kısıtlanması, çok iyi kan şekeri kontrolü, yüksek tansiyonun tedavisi ve idrar yollarında iltihap varsa tedavi edilmesi önemlidir.

Böbreklerdeki bozukluk ilerlediğinde kanda üre yükselir, tansiyon yükselir. Vücutta, ayaklarda şişmeler başlar, idrar miktarı zamanla azalır. Son dönemde, hasta, suni böbrek cihazı denen dializ ile yaşamını sürdürür. Dializ hem pahalı hemde kullanıcının yaşamını bir ölçüde de kısıtlayan bir sistemdir. Son yıllarda, şekerlilere de böbrek nakli yapılabilmektedir.Böbrek bozukluğundan korunmada iyi kan şekeri ayarı ve düzenli kontrol muayeneleri önemlidir.

ZAYIFLAMAK İSTEYENLER
 
ŞEKER/DİYABET HASTALARI İÇİN

 

26/7/2009

Kan Şekerindeki Değişimler

Kan Şekerindeki Değişimler

 

Kan şekerini yükselten nedenler

Diyabette kan şekeri çeşitli etmenlerin etkisiyle değişim gösterir. Kan şekerini yükselten en önemli neden tam uygulanamayan diyettir. Bunun yanında, infeksiyon hastalıkları, bazı ilaçlar bazan egzersiz kan şekerini yükseltir.

Kan şekerini düşüren nedenler ise, kullanılan şeker düşürücü ilaçlar ve egzersizdir.

Diyette kan şekerini etkileyen en önemli etmen yemeklerdeki karbonhidrat miktarı ve bunun yemeklerdeki şeklidir. Uygulanan diyetin yeterli olup olmadığı, düzenli kan şekeri takibi ve kilo takibi ile denetlenebilir.

Kan şekeriniz ve kilonuz doktorunuzun istediği sınırlarda ise diyetinizi yeterli olarak yapıyorsunuz demektir. Olağandışı bedensel faaliyet veya davet gibi özel yemeklerin öncesi ve sonrasında kan şekeri ve ilaç ayarlamaları ile kan şekerinde aşırı düşme ve yükselme önlenebilir ve oldukça kaliteli bir yaşam sürdürmek mümkündür.

Normalde iyi planlanmış düzenli egzersizle kan şekeri düşer; diğer deyişle, egzersiz, diyabetliler için tedavi yöntemlerinden biridir, bazı durumlarda ise egzersiz kan şekerini yükseltir. Kan şekeri yüksek iken örneğin 250 mg/dl üzerinde yapılan egzersiz normaldeki etkinin tersine kan şekerini yükseltebilir. Aç karnına yapılan egzersiz de şekeri yükseltebilir.

Şekeri yükselten diğer olaylar ise infeksiyon hastalıkları, bazı ilaçlar, damarsal olaylar ve strestir.

 

Kan şekerini yükselten ilaçlar

Bazı ilaçlar yan etki olarak kan şekerini yükseltebilir. Bu nedenle herhangi bir nedenle başka doktorlarca verilen ilaçların diyabetinize etkisi olup olmadığını sormalısınız. Bu ilaçlar;

  • Steroid grubu ilaçlar: Bu ilaçlar kortizon ve kortizonlu ilaçlar olarak da bilinir. Tıpta astım tedavisinde, bazan bazı romatizmal hastalıkların tedavisinde gerek enjeksiyon, gerekse ağrılı eklem bölgesine uygulanmaktadır. Eklem içine verilen tek bir kortizon iğnesi bile kan şekerini ciddi olarak yükseltebilir. Bu grup ilaçların diyabetliye gerçekten verilmesi gerektiğinde kan şekeri günlük ölçümlerle izlenmelidir.
  • İdrar söktürücüler: Bazı idrar söktürücüler zaman içinde kan şekerini yükselterek, şeker düşürücü ilaçların etkisini azaltabilirler.
  • Adrenalin içeren ilaçlar: Bu ilaçlar burun damlası olarak üst solunum yolu enfeksiyonlarında kullanılmaktadır. Bu amaçla kullanımları diyabetliler için tamamen yasak olmasa da kullanılırken kan şekeri yakından izlenmelidir.
  • Doğum kontrol hapları: Bunlar da kan şekerini yükseltebilen ilaçlardır. Şişman ve diyabete yakalanma riski olan kişilerde, bu ilaçlar diyabetin ortaya çıkmasına neden olabilir.
  • Kolesterol ve trigliserid tedavisi için kullanılan nikotinik asid
  • Bazı epilepsi (sara) ilaçları

 

Enfeksiyonlar

Gerek akut yani kısa sürede ortaya çıkan gerekse yavaş yavaş ortaya çıkan enfeksiyon hastalıkları kan şekerini yükseltebilir. Kısa süre içinde ortaya çıkan enfeksiyonlara, grip, özellikle ateşli boğaz enfeksiyonları, anjin, farenjit, bronşit, zatüre gibi durumlar örnek verilebilir.Bu durumlar, kısa sürede önlem alınmadığında, Tip I diyabetli hastada yüksek şekerli aseton komasına neden olabilmektedir. Daha uzun sürede kan şekerini yavaş yavaş yükselten enfeksiyon olayları arasında idrar yolları enfeksiyonları, akciğer enfeksiyonları ve özellikle tüberküloz , çoğu zaman pek fazla şikayete neden olmayan diş çürükleri ve ayak yaralarıdır.

Burada bahsedilen olaylar pek fazla belirti vermediğinden gözden kaçabilmektedir. Bazan tek belirti kontrol edilemeyen yüksek kan şekeridir. Kronik enfeksiyonların erkenden tanınmasında düzenli kontrol muayeneleri çok önemlidir. Örneğin yılda 1-2 kez tam idrar tahlili yaptırmak her muayenede hekime ayak ve diş muayene olanağı vermek, belki de hepsinden daha önemlisi evde şeker takibi yapmak bu konuda gerçekten faydalıdır. Düzenli şeker takibi, kontrol edilemeyen kan şekerinin erkenden tanınmasına ve doktorunuzun gerekli önlemleri almasına olanak verecektir.

 

Stresin kan şekerine etkisi

Öfkelenme, üzülme kızgınlık gibi olaylar adrenalin ve kortizol adlı hormonların yapımını arttırarak kan şekerini yükseltir. Bugünkü bilgilerinize göre günlük yaşamdaki stresli olayların kan şekerine etkisi kısa süreli ve de çok hafif olmaktadır. Örneğin yakınları ile tartışmak TV'de gördüğü olaylara üzülmek veya kızmak gibi olaylar kan şekerini 40-50 mg gibi yükseltebilir. Kan şekerini daha uzun süre yükselten stresler, bir yakınından ayrılmak veya kaybetmek, iş kaybı, sürekli sıkıntı üzüntü gibi durumlardır. Bu olaylarda nedenine yönelik çözümlerle yüksek şeker sorununu yenmek mümkündür.

ZAYIFLAMAK İSTEYENLER
 
ŞEKER/DİYABET HASTALARI İÇİN

26/7/2009

Evde Şeker Takibi

Evde Şeker Takibi

Teknik gelişmelerle birlikte diyabetlilerin, küçük taşınabilir cihazlar yardımı ile kendi kendilerine kan ve idrar şekerlerini kolay, güvenilir olarak ve kısa sürede ölçebilmeleri, diyabet tedavisinde doktor ve hastaya kolaylık sağlamıştır.

Modern diyabet tedavisinde ekip olarak (doktor,hemşire, diyetisyen) hastanın tedavi edilmesi, hastanın eğitimi, eğitimin devamlılığı, sonuçta hastanın diyabetine sahip çıkması, diyabet tedavisine katılımının sağlanması esastır. Diyabetlinin kendisinin evde şekerini takip etmesi ve gerektiğinde doktoru ile görüşmesi, iyi bir şeker düzeni temininde ve hipoglisemiden korunmada kesinlikle yararlı olarak kabul edilmektedir.

Yapılan çalışmalarda eğitilmiş diyabetlilerin kendi takiplerini daha az aksattıkları gözlemlenmiştir.

 

Evde şeker takibinin yararları nelerdir?

  • Evde şeker takibi yapılarak kan şekerinin gün içindeki değişimi yakından izlenir, tedavinin ne kadar etkili olduğu görülebilir, gerektiğinde tedavi değişiklikleri gecikmeden yapılarak iyi bir kan şekeri düzeni elde edilebilir, kan şekerinin aşırı değişmeleri, şeker düşüklüğü veya yüksekliği önlenebilir. Bunların yanında düzenli bir şeker kontrolü, yüksek şekere bağlı şikayetlerin kaybolmasına ve daha kaliteli bir yaşama olanak sağlar.
  • Günlük şeker değişimleri yakından izlenebildiğinden tatil, spor gibi birçok günlük aktiviteler rahatlıkla yapılabilir.
  • Günlük şeker değişimleri yakından izlenebildiğinden şekerin aşırı yükselerek komaya yol açması önlenebilir,bu nedenle hastaneye yatma ihtiyacını azaltır.
  • Kendiniz şeker değişikliklerini izlediğiniz için, tedaviniz konusunda sorumluluğunuzu unutmazsınız. Doktorunuzla temasa geçerek tedavinizin daha güvenli olmasına yardım eder sonuçta uzun dönemde komplikasyonlardan uzak bir yaşam elde edebilirsiniz.

 

Evde neleri izleyebilirsiniz?

  • Kan şekeri
  • İdrar şekeri
  • İdrarda aseton
  • İdrarda mikroalbumini

 

İdrarda şeker neden çıkar?

Sağlıklı insanda kan şekeri, açlıkta 110 mg, toklukta ise 140 mg'ı geçmez, idrara şeker çıkmaz. Diyabetlilerde ise eğer kan şekeri yeterince kontrol altında değilse örneğin yeterince perhiz yapılamıyorsa, kullanılan ilaçlar yeterli olmuyorsa veya vücudun herhangi bir yerinde yara, diş çürüğü, idrar yolu iltihabı anjin, grip gibi durumlar varsa kan şekeri yükselebilir ve idrarda şeker çıkar. Kan şekerinin yükselip idrara şeker çıktığı düzeye böbrek eşiği denir. 160 ile 200 mg arasındadır.(Ortalama 180 mg/dl ).Diğer anlatımla idrarda şeker var ise kan şekeri yükselmiş ve 160-200 miligram düzeylerini geçmiştir.

Sadece perhiz yaparak tedavi edilenlerde idrarda şeker takibi yeterli olabilmektedir. Yiyeceklerin ve kullandığınız şeker düşürücü ilaçların kan şekerine olan etkisini görmek için, toklukta da (yemekten 2 saat sonra) şeker kontrolü gereklidir. Özellikle şişman kişilerde, 40 yaşından sonra başlayan şeker hastalığında (Tip II şeker), yemekten sonraki kan şekeri yüksekliği açlık şekeri kadar önemlidir.

 

İdrarda şeker ölçümü nasıl yapılır?

İdrarda şeker ölçümü için idrar örneği bir kaba alınır şeker ölçüm çubuğu idrara batırılıp çıkarılır veya idrar yapılırken ölçüm çubuğu idrara tutulur 1 dakika beklenir, çubuğun üzerinde oluşan renk , çubuk kutusunun üzerindeki renklerle ve buna karşılık gelen + sayısı ile karşılaştırılır, çubukta oluşan renk ile karşılığı olan + değeri idrardaki şeker miktarını gösterir. Normalde veya iyi kontrollü şekerde idrara şeker çıkmaz idrar şekeri negatiftir; İdrarda şeker varlığı eser, yani çok az, +, ++, +++ gibi derecelendirilir. Ard arda iki kontrolde İdrarda 4+'den fazla şeker varsa doktorunuza haber vermeniz ve idrarda asetona bakmanız iyi olur.

Diyabetlinin evde kan şekerini ölçerek diyabetini izlemesi şekerin seyri ile ilgili olarak idrar şekerinden daha kesin bilgi vermektedir.

 

Evde kan şekeri takibi

İnsülin kullanan diyabetliler, gebe diyabetliler, idrar şekeri ile izlenemeyen diyabetliler, evde kan şekeri ölçümü ile takip edilmelidir. Evde şeker takibi için küçük şeker ölçüm cihazları ,kan şekeri çubukları(bunlara şerit veya strip de denir) ve parmak delme aletleri gereklidir. Günümüzdeki teknoloji parmak ucundan alınan 1 damla kanın ölçüm çubuklarına damlatılıp cihazda saniyeler içinde okunması ile şeker sonucunu öğrenmeyi sağlamıştır. Kan şekeri ölçümünde kullanılan cihazlar genellikle güvenilirdir. Burada sonuçları etkileyen en önemli etken hastanın, ölçümleri ne kadar doğru yaptığıdır.Kullanımı kolay olan cihaz ve sistemlerde hata payı azalmaktadır.

 

Kan şekeri ölçüm cihazı alırken dikkat edilmesi gereken noktalar

İyi bir şeker ölçer cihazının, kullanımı kolay olmalı, yıkama veya silme gerektirmeyen stripler kullanılmalı, ekranda yazı ve rakamlar kolayca okunabilmeli, sonuçları güvenilir olmalıdır. Kullanılan cihazın ve striplerin doğruluğu denetlenebilmelidir. Cihazın kendisi ve stripleri ucuz olmalı kolayca temin edilebilmelidir. Hafızalı cihazlar yani ölçülen şeker sonuçlarını hafızasına kaydedebilen cihazlar önemli ayrıcalık oluşturmaktadır.

Cihazla veya striplerle ilgili eğitim, temin ve servis olanakları olmalıdır. Cihaz ilk satın alındığında verilecek eğitim çok önemlidir. Eğitim, eğitici hemşire veya cihazı satan kişi tarafından mutlaka verilmelidir.

Hastaya hangi sıklıkta (günde kaç kez) ölçüm yapması gerektiği, kan şekerinin ne olması gerektiği, ölçtüğü sonuçlara göre tedavide nasıl değişiklik yapabileceği (örneğin egzersiz, diyet) öğretilmelidir.

 

Kan şekeri hangi sınırlar arasında olmalıdır?

Diyabetin iyi kontrol altında olması kan şekerinin normale yakın sınırlarda seyretmesi demektir. Tip I şekeri olanlarda ve gebelikte şeker saptananlarda kan şekerinin iyi kontrol altında olması istenir. Yaşlı diyabetlilerde ise kan şekerinin 180-200 mg/dl nin altında olması, idrarda şeker çıkmaması yeterli olabilir. İyi kontrol edilen diyabette kan şekeri açlıkta 140-150mg/dl’yi toklukta ise 180-200 miligramı geçmemelidir. Kan şekeri takibi küçük taşınabilir cihazlar yardımı ile yapılabilir.

 

Günde kaç defa kan şekeri ölçülmelidir?

Bu sorunun cevabı bütün diyabetlilere göre değişirse de genelde şu kuralların geçerli olduğu söylenebilir;

  • Eğer insülin kullanıyorsanız ve şekeriniz yüksekse kan şekeriniz doktorunuzun istediği sınırlara inene kadar günde 4 kere şeker takibi yapılmalıdır.Günde 4 kez şeker ölçümüne şeker profili denmektedir. Gün içinde şeker ölçüm zamanları şu şekildedir: Sabah aç karnına, öğlen yemek öncesi saat 11.00'de, akşam yemek öncesi saat 18.30'de, gece yatmadan saat 22.00'de
  • Eğer insülin kullanıyorsanız ve şekeriniz düzenli ise hergün yerine "haftada 1-2 gün ama yine günde 4 kere kan şekeri takibi yapılmalıdır.
  • Gebe olan şekerlilerde günde 4 kere şeker ölçümü önerilmektedir.
  • Eğer sadece haplarla şekerinizi ayarlamaya çalışıyorsanız ve şekeriniz doktorunuzun istediği gibi düzenli ise haftada 1 gün "açlıkta ve yemekten 2 saat sonra" şeker takibi yeterlidir. Ne sıklıkta şeker ölçmeniz gerektiğini doktorunuza sorunuz.

Şeker ölçüm cihazları, kurallara uygun olarak kullanıldığında ölçümler güvenilirdir. Yapılan yanlış sonuçların önemli nedeni ölçümde önerilen kurallara uymamaktan kaynaklanmaktadır.

 

Cihaz ile evde şeker ölçümü yaparken dikkat edilmesi gereken noktalar

  • Cihazın kullanım kılavuzunda belirtilen konulara dikkat ederek ölçüm yapılmalıdır.
  • Çubukların son kullanma tarihi kontrol edilmeli; son kullanım tarihi geçmiş çubuklar kullanılmamalıdır.
  • Cihaz düzenli olarak temizlenmelidir.
  • Cihazın ve ölçüm çubuklarının doğruluğu düzenli olarak veya beklenenden yüksek veya düşük sonuçlar alındığında kontrol sıvıları ile denetlenmelidir.
  • Ölçüm yapmadan önce, eller, sabunlu su ile yıkanıp iyice kurulanırsa alkollü pamuk kullanmaya gerek yoktur. (Eğer parmağınızı alkolle silerseniz ilk damla kanı kullanmayınız.)
  • Kan şekeri ölçüldükten sonra sonuç günlük kayıt defterine kaydedilmelidir.

 

İdrarda aseton takibi

Aseton normalde vücutta çok az miktarda bulunur ve karaciğer tarafından temizlenir, fazlası vücut için zararlıdır,şekerli olmayan sağlıklı insanlarda uzun süren açlık dönemleri dışında idrarda aseton görülmez, iyi tedavi olan şeker hastasında da idrarda aseton yoktur.Aseton bir ketondur. Kan şekeri, normal olmasına ve idrarda şeker olmamasına rağmen aseton görülebilir. Özellikle sabahları aç iken bu durumla karşılaşılabilir buna açlık asetonu denir. Yemekten sonra ise aseton kaybolur. Vücutta aseton birikmesinin adına ketoasidoz denir.

 

Vücutta aseton ne zaman ortaya çıkar ?

  • Kan şekeri fazla yükseldiği zaman
  • Eğer kullandığınız insülin yeterli gelmiyorsa
  • Diyabetiniz yeterince etkili olarak tedavi edilemiyorsa
  • Şekerinizi yükselten bir sebep varsa (ateşli hastalıklar örn. ateşli üst solunum yolu iltihabı , bronşit,diş çürüğü iltihabı, ayak yarası gibi) kan şekeri çok yükselebilir, idrarda şeker ve bunun yanında aseton çıkmaya başlar.

 

Asetonun varlığının belirtileri nelerdir ?

Tip I şekerlilerde keto asidoz, erişkin yaştaki şekerlilere göre daha sıkça görülür. En önemli belirtileri şunlardır:

  • çok su içme ve çok idrara çıkma isteği
  • iştahsızlık
  • halsizlik
  • karın ağrısı
  • bulantı ve kusma
  • sık sık ve derin nefes alma
  • en son dönemde ise şuur kaybı yani KOMA

Bu belirtiler varsa veya kan şekeri 240 mg/dl'ı geçiyorsa idrarda aseton kontrolü yapılması gereklidir. Eğer idrarda şekerle birlikte aseton varsa derhal doktorla görüşülmeli eğer bulantı ve kusma varsa beklemeden en yakın acil birime müracaat edilmeli, o zamana kadar bol su içilmeli , sulu gıdalar yenmeli ve istirahat edilmelidir. İnsülin kullananlar insülini azaltmamalıdır

ZAYIFLAMAK İSTEYENLER
 
ŞEKER/DİYABET HASTALARI İÇİN

« Önceki ::
site ekle
Zirve100 Site ekle
mirc indir Dizin Sitenizesayac.com